Kuruluşundan Günümüze EÜ-2 - page 488

Anılar
1172
11.1.24. PİRELİ YATAKLAR
Dr. Onur KARINCAOĞLU
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi İlk Öğrencilerinden
1955 senesinde Afyon lisesini bitirerek üniversiteye girmek için Bornova’ya geldim. O zaman Bornova küçük
bir nahiye idi. Üniversite öğrencileri için yurt yönünden hiçbir hazırlığı yoktu. Nerede kalacaktık? Anadolu’dan gelen
arkadaşlarla ev tutmak için anlaşmaya girdik. O zamanlarda yatak, yorgan hazır olarak yoktu. Ne yapacaktık?
Üniversitemiz yatılı Ziraat okulunda kuruluyordu. O halde yatılı öğrencilerin yatak yorganları olmalıydı.
Soruşturduk. Eski eşyalar çatı katına çıkarılmıştı. Hademelere sorduk. “Evet” dediler. O halde Ziraat Fakültesi Deka-
nına gidelim. Birkaç arkadaş beraber rahmetli Prof. Dr. Vamık TAYŞİ’ye çıktık. Durumu anlattık. O kadar candan, o
kadar sevgi dolu bir davranışla “Sizler, bizlerin evlatlarısınız. Memnuniyetle sizlere yardım ederim” dedi. Hademeyi
çağırdı. “Arkadaşlara yardımcı ol” dedi. Minnet ve saygı ile anıyorum.
Hep beraber çatıya çıktık. Bir tarafta yataklar, yorganlar bir tarafta karyolalar vardı. Gerçi eskimiş, hatta hurda
haline gelmişlerdi. Ama bizim için çok yeni idi. Aralarında iyi olanlarından seçtik. Üç arkadaş birer yatak aldık. Evimize
doğru yürüdük. Yataklar sırtımızda. Bir süre yürüdük, arkadaşlarımın yüzü un değirmeninden çıkmış gibiydi. Gülmeye
başladım. Onlarda bana gülüyordu. Yatakların toz içinde olduğunu hâlâ anlamıyorduk.
Eve geldik. Yatakları yere atar gibi bırakınca korkunç toz içinde kaldık. Olabildiğince balkonda silkeleyerek
temizledik. Akşam oldu yattık. Gece pireler, tahta kuruları harekete geçti.
Günlerce eve DDT yaptık. Ama yataklarımızdan gene de memnunduk.
11.1.25. DERSHANELER
Prof. Dr. Ömer YİĞİTBAŞI
Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı İzmir Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi
Her insanın hayatında iz bırakan bazı olaylar, kişiler ve yerler vardır. İlk okula başladığım günden bu güne
kadar geçen günler zarfında dershaneler de benim üzerimde derin izler bırakmıştır. Dershanelerin durumu,
dinleyiciler, öğretmenler ve profesörler… Her birinin anlatılmaya değer ayrı tarafları vardır. Bende iz bırakan
dershaneler arasında bilhassa ikisini hiç unutamam. Yıllar önce İzmir’e geldiğim zaman Tıp Fakültesi 5. sömestri
dersleri başlamıştı. Dershane olarak bana I. Beyler sokağında bulunan Veremle Savaş Derneğinin toplantı salonunu
gösterdiler. Senenin her mevsimine göre değişik seyyar satıcıların geçtiği, en aşağı birkaç dilencinin giriş ve çıkış
yerlerini tuttuğu bu sokakta bulunan bir dershanede ders vermeyi veya ders dinlemeyi hiç tasavvur ettiniz mi? Aradan
seneler geçtiği halde I. Beyler sokağından gelen ses ve kokuları hala duyar gibi olurum. “Salep!... Sıcak, sıcak!”
”Simit gevrek!... Susamlı simit!...” Kış sömestri geçipte yaz sömestri gelince bu ses ve güftelerde bir değişme olurdu.
“Soğuk gazoz var!... Buz gibi limonata var!...” Dershaneyi çınlatan bu feryatlardan, ne ben ders anlatmaya ve ne de
öğrenciler beni dinlemeye fırsat bulurdu. Ya şarkı söyleyerek geçen satıcılar!... Bunlar diğerlerini bastırırdı. Gazel ve
şarkılar bitinceye kadar derse ara verdiğimiz günler olurdu. Bazen, satıcıların sesleri gelmeden kokuları gelir,
dershaneyi doldururdu. Ben ve öğrenciler bu kokulardan sonra gelecek sesleri artık öğrenmiştik. “Kokoriç!... Bahar
kuzusundan!...” “Kebap kestane!... Bursa’nın!...” Öğrenciler bazen beni, bazen de seyyar satıcıları dinlediler!.. Günler
çabuk gelip geçti. Bir sene sonra 7. sömestri başladı.
Hasta başında pratik ve klinik dersleri vermek için I. Beyler sokağındaki dershaneye veda edip ayrıldık.
Tepecik’e geldik. Fakat Göğüs Hastalıkları Hastahanesinde dershane olabilecek ne bir salon ne de büyükçe bir oda
vardı. 40 – 50 kişiyi alabilecek bir yer buldum. II. İç Hastalıkları Kliniğinin bulunduğu binada, bodrum katında geniş bir
hol!.. Hemen oraya sandalyeleri koyduk. Duvara kara tahtayı yerleştirdik. Bu unutamayacağım ikinci dershanedir.
Dershanenin bir kapısı hastahane imamının odasına, bir kapısı da otopsi odalarına ve ölülerin muhafaza edildiği
kısma açılıyordu. Dershaneye giriş kapısında bir levha asılı idi. ”Morg”. Bu levha hala oradadır. Pencereleri zeminden
1,5 metre yukarıda idi, tavanla bitişikti. Salona ancak 50 sandalye konabilmişti, o da sıkıştırılarak. Öğrenci adedi ise
80 di. Çok defalar öğrencilerin hepsi de gelmese diye dua ederdim. Çünkü 80 kişinin odaya dolması ne huzur ve ne
de sükûn bırakırdı. Bir kısım öğrencilerin dersi, kapı dışında takip ettiğini hatırlarım. Derse başladıktan 5-10 dakika
1...,478,479,480,481,482,483,484,485,486,487 489,490,491,492,493,494,495,496,497,498,...582
Powered by FlippingBook