Kuruluşundan Günümüze EÜ-2 - page 481

Anılar
1165
11.1.18. ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI ANABİLİM DALININ KURULUŞU VE ONU
İZLEYEN 30 YILDAKİ GELİŞMELER
Prof. Dr. Sabiha ÖZGÜR
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi
Ege Üniversitesinin İzmir’de kurulacağını duyduğum zaman Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde Doçenttim.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olmamdan birkaç ay sonra Ankara Tıp Fakültesi açılmış ve oraya
müracaat etmiş, Pediatri Kliniğinin ilk asistanı olmuştum. Ama gönlüm hep İzmir’de idi. Ailemin İzmir’de yaşaması,
denize ve deniz sporlarına olan bağlılığım, arkadaşlarım beni bu şehre çekiyordu. Ege Üniversitesinin 6995 sayılı
yasa ile kurulması, İzmir’de yaşama arzumu tekrar ortaya çıkardı. Ankara Tıp Fakültesinin tüm kuruluş sancılarını
bildiğim için (Alman olan hocam Prof. Dr. ECKSTEİN bana pek çok sorumluluk yüklemişti) yeni görevimde büyük bir
zorluk çekmeyeceğime emindim. Ord. Prof. Dr. Muhiddin EREL ile Çeşme’de bir görüşme yaptık ve 29 Ekim 1957’de
Cumhuriyet Bayramı günü Ankara’dan ayrılarak İzmir’e geldim. Benden birkaç ay evvel Ankara’dan Doç. Dr. İsmail
ULUTAŞ gelmişti. Daha önceleri gelen Doç. Dr. Merih Hanım ve Doç. Dr. Nahide ALTAN birer bursla Amerika’ya git-
mişlerdi. Benimle hemen aynı tarihlerde Doç. Dr. Hayrullah KOCAOĞLU, Doç. Dr. Ömer YİĞİTBAŞI, Doç. Dr. Vehbi
GÖKSEL’de göreve başlamışlardı.
Kliniklerimizin çalışabileceği binalar olmadığı için çeşitli devlet hastahanelerine yerleştirildik. Çocuk kliniği,
Kadın doğum ve hastalıkları, Ortopedi, ve Çocuk Cerrahisine de Dr. Behçet UZ Çocuk Hastahanesi’nde yer verilmişti.
1957 Kasım’ında İzmir Çocuk Hastahanesi’nde boşaltılan hemşire yatakhaneleriyle 5 odalık bir alan açılmış ve
Ege Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları’nın klinikleri yerleşmiş, 20 Aralık 1957’de resmen açılarak hasta kabu-
lüne başlamıştır.
Burada ufak bir anekdotu kaydetmek isterim. Bomboş odaları gezerken bu kadar küçük bir alana nasıl sığa-
cağımızı düşünmeye başladım. Bir plan çizebilmem için benimle gelen asistan adaylarına hastahanede bir iskemle ve
küçük bir masa bulmalarını rica ettim. Tüm hastahaneyi gezip geldiler ve bize bir sandalyenin bile verilmeyeceğini
bildirdiler. O sırada bir kamyon mutfak önüne yanaşmış, portakal kasalarını boşaltıyordu. Bir boş kasa getirmelerini
rica ettim. Çocuk hastahanesinin pencere içleri çok genişti, rahatlıkla masa gibi kullanılabiliyordu. İşte Çocuk Sağlığı
ve Hastalıkları kürsüsü bir kasa üzerinde oturarak her odada yapılacak çalışmalara göre gerekli olan malzemeleri
tespit etmekle başladı.
Kliniğin ilk kuruluş üniteleri 1 süt çocuğu, 1 büyük çocuk koğuşu, 1 lâboratuvar, 1 hemşire çalışma odası, 1 idare ve
öğretim üyesi odasından ibaretti. Çocuk Hastahanesinin intaniye bölümündeki 5 bokslu 1 odada infeksiyon hasta-
lıkları kabul ediliyordu. 28 Ekim 1961’de Ege Ticaret ve Sanayi Odalarının ve Hastahaneler Yardım Derneğinin ortak-
laşa yatırımları ile kurulan yeni intaniye pavyonundan 30 yatak kazanılarak modern bir intaniye bölümüne kavuşuldu.
Sadece İzmir Çocuk Hastahanesi’nde çalışmayacaktık. Ayrıca 1958’de Tepecik Çocuk Hastalıkları Hastahanesi’nde
görev yapan Uz. Dr. Oğuz AKSU’ya ek görev verilerek 60 yataklı Çocuk Pavyonundan da yararlanıyorduk. 1962’de
Dr. Oğuz AKSU doçent olarak üniversiteye tayin olunca, Sağlık Bakanlığı Tepecik Hastahanesi’ne başka bir uzman
tayin etti ve böylece oradaki hasta yatağımız 20’ye düştü.
O tarihlerde kliniklerimizin en büyük sıkıntısı lâboratuvar sorunu idi. Bizlerin Ankara’da sırtımızı dayadığımız
fakültemizin Biyokimya lâboratuvarları vardı. Ayrıca, Ankara Numune Hastahanesi içinde çalıştığımızdan, Sağlık Ba-
kanlığına bağlı bu hastahanenin lâboratuvar imkanlarından da yararlanıyorduk. Refik SAYDAM Enstitüsü ile de yakın
ilişkilerimiz vardı. İzmir Devlet Hastahanelerinin lâboratuvarlarında ancak üre, glikoz, rutin kan muayeneleri ve bazı
bakteriyolojik tahliller yapılabiliyordu. Asistanlığım sırasında Ankara’da 6 ay fakülte biyokimya kürsüsüne devam
etmiş, bu konuda bilgi haznemi genişletmiştim. Tüm bu bilginin kendi lâboratuvarlarımızı kurmada büyük katkısı olmuştur.
Çocuk Hastahanesi’nin bir dolabında kullanılmayan bir kolorimetre bulduk. Mesaiden sonra gece yarılarına
kadar Dr. Baha TANELİ ve Dr. Güngör NİŞLİ ile kalibrasyon çalışmaları yaparak üre, glikoz, total protein, Ca, P,
alkalen fosfotas, reserv alkali gibi daha bir çok tayinleri yapmayı başardık. Bu günümüzün rahat koşullarında çalışan
arkadaşlarımıza bir hatırlatma yapmak isterim. Şimdilerde 2 dakikada ölçülebilen potasyum için 10 saatlik bir çalışma
gerekiyordu. Klinik iyice yerleştikten sonra bile asistanlarımız bir biyokimyacı kadar bilgiye sahip olmalarına karşın
yenilikleri yakalayabilmek için gecenin geç saatlerine kadar lâboratuvar çalışmalarını sürdürüyorlardı.
1...,471,472,473,474,475,476,477,478,479,480 482,483,484,485,486,487,488,489,490,491,...582
Powered by FlippingBook