Kuruluşundan Günümüze EÜ-2 - page 480

Anılar
1164
birçok dersimizin anlatıldığı yer olmuştur. Daha sonra Ankara’dan gelen Doç. Dr. Nahide ATLAN Mikrobiyoloji ders ve
pratiklerini sürdürmüştür. Mikrobiyoloji geniş kapsamlı ve sınavından geçebilmek için çok çalışmayı gerektiren
derslerden biri idi. Başta, şimdi Beyin Cerrahisi profesörü olan Aşkın KARADAYI olmak üzere bazı arkadaşlarımız
Nahide Hanımın gözüne girmek ve az çalışarak sınavı atlayabilmek için, dış kaynaklı bazı Mikrobiyoloji kitapları ile
derse girip, dersle çok ilgili olduklarını ima etmeye çalışırlardı. Bu uğraşlarının bu arkadaşlarımızın başarısına katkısı
olup olmadığını hiçbir zaman öğrenemedik.
Bu arada Hijyen dersleri ve pratikleri Ege Tıp Fakültesinin kendi öğretim görevlileri tarafından sürdürülüyordu.
Sene sonunda Hijyen sınavı yazılı olarak yapılıyordu. Sınavda, kızıl saçlı, orta yaşlı, resmi kıyafetiyle bir hayli heybetli
görünen bir albay gözetmen olarak bulunuyordu. Biz sınav sorularına cevap yazabilmek için durmadan birbirimizle
fısıltı halinde konuşuyor ve kaynaşıp duruyorduk. Henüz kim olduğunu bilmediğimiz gözetmen bey, bizimle muhatap
olmamak için devamlı sigarasını tüttürerek, dershanenin penceresinden dışarıya bakmayı yeğliyordu. Bu anlayışlı bey
sayesinde hemen bütün sınıf başarılı olmuştu. Beşinci sınıfta bu beyin GATA’dan gelen İntaniye Doçenti olduğunu
öğrenince sınıfça çok utanmıştık. Bu hocamız, öğrenciliğimizde derslerini büyük bir zevkle izlediğimiz, Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesinde İntaniye kliniğinin kurucusu olan ve anısı önünde saygı ile eğildiğim rahmetli hocam
Prof. Dr. Fethi SERTER’di.
Dört yılı geride bırakmıştık. Bu arada, iki ve üçüncü sınıfın yaz dönemlerinde Devlet Hastahanesindeki birinci
dahiliye servisine gidip, hastaların İM (Kas içerisine iğne) ve İV (Damar içine iğne) girişimlerini yaparak bu konudaki
pratiğimizi arttırmıştık.
Beş ve altıncı yıllarımızı, farklı hastahanelerde bulunan klinik stajlarını yaparak geçirmiştik. Bu klinik stajlarda
hasta ile ilgili pratikler kliniklerde gerçekleşirken, konuyla ilgili teorik dersler, daha önce sözünü ettiğimiz Birinci Beyler
sokağındaki Verem Savaş Derneği binasının konferans salonunda, Tepecik’teki Göğüs Hastalıkları Hastahanesinde
morgun yanında bulunan küçücük, izbe gibi, içine tahta sandalyeler yerleştirilmiş dershane adı verilen bir odada ve
eski Devlet Hastahanesinin yeni ek binasındaki zemin katta bulunan minyatür amfide yapılıyordu. Biz bu iki sene
boyunca dolmuş ve otobüslerle değişik hastahaneler arasında koşuşturarak öğrenimimizi sürdürdük. Çünkü I. Dahi-
liye, Cerrahi, Kadın-Doğum, Göz ve KBB şimdiki Diş Hastahanesi olan Devlet Hastahanesinde, II. Dahiliye, Göğüs
hastalıkları ve İntaniye Tepecik’teki Göğüs Hastalıkları Hastahanesinde, Üroloji, Dermatoloji, Nöroloji ve Fizik Tedavi
de Eşrefpaşa’daki belediye hastahanesinde, Çocuk Hastalıkları ve Ortopedi de Behçet UZ Çocuk Hastahanesinde idi.
O zaman şimdiki gibi iki-üç hafta veya bir-bir buçuk ay süren belirli klinik stajları yoktu. Bütün sene boyunca çeşitli
klinik dersleri görüyorduk ve haftanın belirli günlerinde bu klinik derslerin pratiklerini yapıyorduk. Sene sonunda da bu
klinik derslerin pratik ve teorik sınavlarına giriyorduk. Sınavlar genelde sözlü oluyordu ve hocanız sizin bilgi düzeyinizi
daha iyi anlıyordu, yani sınavı başarı ile geçen öğrenci, gerçekten o stajla ilgili bilgilere büyük ölçüde sahipti. Yukarda
sözünü ettiğim zor koşullara rağmen biz Ege Tıp’ın ilk mezunları bilgi donanımı iyi olan hekimler olarak yetişmiştik. Bu
arada tek eğlencemiz olan sinemanın öğle seanslarına gitmeyi de ihmal etmiyorduk. Özellikle dersimiz Verem Savaş
dershanesinde olduğu zaman OSKA pasajındaki sinemanın 12.15 seansına gider ve 13.45’de çıkarak 14.00’deki
derse koşar adımlarla yetişirdik. Yine bir gün Prof. Dr. Ömer YİĞİTBAŞI’nın dersi varken öğle arasında sinemaya
gittik, film biraz uzundu ve 15.55’de bitti. Bizim çok hızlı hareket etmemiz gerekiyordu. Ben bu hız yarışına uyarken,
topuğum merdivenlere takıldı ve ben sekiz-on basamak oturur vaziyette kayarak bir hayli kalabalık olan pasajın
ortasında yere oturdum. Üzerimde günün modası olan daire kloş bir etek vardı ve pasaja indiğimde eteklerim paraşüt
gibi açılmıştı, herkes bana bakıyordu. Bu manzara karşısında çok utanmama ve korkunç acıma rağmen gülme krizine
girmiştim. Bu olay senelerce unutulmamış ve her hatırlandığında uzun süreli kahkahalar için konu olmuştur. O gün biz
yine 10 dakika geç de olsa girip, dahiliye dersimizi dinlemiştik.
Yoğun bir şekilde çalışarak, klinik derslerimizin sınavlarını da çoğumuz başarı ile verip mezun olmuştuk.
Temmuz ayının ortalarında şimdiki Bilgisayar binasındaki bir dershanede bizim diploma törenimiz yapıldı ve hepimizin
diplomaları kutlamalarla dağıtıldı. Artık
doktor
olmuştuk ama şimdi ne yapacaktık? Ne koşturarak yetişeceğimiz bir
klinik, ne de çalışılacak dersimiz kalmıştı. Mezuniyet balosu ile ilgili uğraşlar bizi biraz oyalamıştı. Balomuz fuardaki
Göl gazinosunda yapılmıştı. Çok güzel bir yaz gecesi idi, sabahın dördüne kadar eğlendik ve gece bitti. İşte o anki
boşluğumu hiçbir zaman unutamam, o gün çok zor bir gün geçirmiştim. Boşluk çok kısa sürmüştü çünkü hayata
atılmamız gerekiyordu, bazı zorluklarla karşılaşmamıza rağmen hepimiz hemen hayatın yeni aşamasına adım atmayı
başardık ve her birimiz belirli yerlere geldik. Mesleğimizi iyi bir şekilde icra ettiğimize inanıyorum. Ben birçok
arkadaşım gibi yaş haddinden emekli olma mutluluğunu yaşadım. Senelerce hizmet verdikten sonra emekliliğe geçiş
biraz buruk olsa da mezun olduğum günki boşluğu hissetmiyorum, çünkü bugün benim yapmam gereken daha başka
işlerim var ve artık yavaş yavaş tükenmeye başlayan enerjim ancak o işlere yetebilecek diye düşünüyorum. Keşke o
günlere dönebilsek ve o dopdolu günleri yeniden yaşayabilsek diyorum.
1...,470,471,472,473,474,475,476,477,478,479 481,482,483,484,485,486,487,488,489,490,...582
Powered by FlippingBook