Kuruluşundan Günümüze EÜ-2 - page 479

Anılar
1163
derisini kaldırmış, bize Ven M’sini demonstre ediyordu. Tüm öğrencilerin bir barakaya sığması mümkün olma-
dığından, gruplara ayrılmıştık. Benim numaram 35’di, önümde 36 numaralı arkadaşım duruyor ve dikkatle asistanın
anlattıklarını dinliyordu. Birden bire bu arkadaşımın benim ayaklarımın üzerine süzülerek düştüğünü fark ettim, lüks
lambası ışığındaki bu ürkütücü manzaradan etkilenip, defeyans geçirmişti. Kemal Bey yere yatırın diyerek yanına
ulaştığında arkadaşım sapsarı yüzü ile, bana ne oldu diyerek kendine gelmişti bile. Ancak bu olay onu çok üzmüştü
ve bu konudaki hassasiyetini unutturmak için, bundan sonraki kadavra pratiklerinde elinden bistüriyi bırakmamıştı.
Kadavra pratiklerinde yaşadığım bir diğer anı da; Şimdi patoloji profesörü olan Özden GÜNEL’in lâboratuvar gömleği-
nin cebinde kadavra kulağı bulması ve attığı çığlıktır. Duyumlarıma göre bu muzurluğu sınıf arkadaşımız ve sonradan
patoloji profesörü olan Alev GÜÇLÜ’nün yaptığı düşünülüyordu.
Bu arada ikinci sınıfta Fizyoloji dersleri de gerek fakültemizin öğretim elemanları gerekse dışardan gelen
hocalarımız tarafından teorik ve pratikleri ile sürdürülüyordu. Fizyolojide kanama pıhtılaşma zamanı ile ilgili pratiği
yaparken Frankel iğnesi ile benim parmağım delinmişti. Delen arkadaşım fazla bastırmış olacak ki kanama uzun
sürdü ve ben bir hayli telaşlandım. Halimi gören hocamız Prof. Dr. Melâhat TERZİOĞLU, “Kızım parmak kanama-
sından ölen insan görülmemiştir neden bu kadar telaşlanıyorsun” deyince çok utanmıştım. Unutamayacağım anılar-
dan biri de budur. Daha sonra Ankara’dan gelen yeni doçent olmuş hocamız Necati AKGÜN fizyoloji derslerini
anlatmaya başladı. Necati Hoca iyi ders anlatan ve öğrenciler tarafından sevilen bir öğretim üyesi idi, zaten sonra
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinin Fizyoloji kürsüsünü kurdu.
Daha sonraki iki yıl Patoloji, Fizyopatoloji, Biyokimya, Farmakoloji ve Mikrobiyoloji dersleri ile öğrenimimiz
devam etti. Patoloji kürsüsünü rahmetli hocamız Prof. Dr. Yavuz AKSU kurmuştu. Yavuz bey ders anlatımı iyi olan,
öğrenciyi seven ancak alaycı tavırları ile onları ürküten bir hoca idi. Her sistemin ayrı ayrı patolojisini anlatır, pra-
tiklerini yaptırır ve her sistem patolojisinin bitiminde bizleri ara sınava alırdı. Sınavları genelde sözlü olarak yapardı.
Beşli, altılı gruplar halinde sınava girerdik. Biz sınav heyecanı ile titrerken Yavuz hoca hepimizin eline birer çay verir
ve hem için hem de sorulara cevap verin derdi, amacı bizleri rahatlatmaktı. Ama o çayı içmenin bize verdiği eziyet
anlatılacak gibi değildi. O günleri her zaman korku ile karışık bir heyecanla anmışımdır.
Fizyopatoloji derslerini o yıllarda yeni doçent olan Prof. Dr. Memduh GÜNDÜZ hocamız anlatırdı. Yine bir gün
pek büyük olmayan bir dershanede kan fizyopatolojisini anlatıyordu. Konu bize bir hayli karışık ve zor geliyordu.
Hepimiz bir şeyler anlamak için pür dikkat dersi dinliyorduk. Arkadaşlarımızın arasında o tarihlerde üç çocuk sahibi
olan, veteriner fakültesini bitirdikten sonra tıp tahsili yapmaya karar veren Leman ERTÜRK’de bulunuyordu. Bu
arkadaşımız baktıracak kimsesi olmadığı için genelde küçük çocuğunu fakülteye beraberinde getirmek zorunda
kalıyordu. Dersin ortasında birden dershanenin kapısı açıldı ve çocuk “Anne çişim geldi” diye seslendi. Leman Hanım
hemen hiç istifini bozmadan dışarıya çıkarak görevini yapmaya gitti, sınıfta hoca dahil bir kahkaha tufanı koptu. Sonra
günlerce bu olay biz öğrencilerin eğlence konusu olmuştu.
Biyokimya derslerinin büyük bir bölümünü Ankara’dan gelen, çok ciddi bir öğretim üyesi olan Prof. Dr. Cemil
ROTA anlatmıştı. Vizelerde sınıfın çoğu başarılı idi. Haziran sınavlarında pek çoğumuzun yanıtlayamadığı bir takım
sorular sormuştu ve çoğumuz başarılı olamamıştık. Eylül’de bütünleme sınavına girerken heyecan dorukta idi. Önce
bir pratik sınavı vardı ve bu sefer pratik sınavını da Cemil ROTA kendisi yapacaktı. Bana içinde idrar bulunan bir tüp
ile içinde ne olduğu bilinmeyen bir reaktif şişesi verdi ve dök bakalım ne göreceksin dedi. Heyecandan titreyen ellerim
nedeni ile reaktifi sert damlalar şeklinde idrarın içine aktardım, damlalar tekrar idrarın yüzeyine çıkarak yeşil bir halka
oluşturdu. Bunu görünce hemen bu Rosin miyarı, idrarda bilurubin var dedim ama bilindiği gibi bilurubin aramak için
Rosin miyarının yavaşça tabaka oluşturacak şekilde idrarın üzerine ilave edilmesi gerek. Bu nedenle Cemil Bey,
şanslıymışsın ki bu yeşil halka oluştu, yoksa sen cevap veremeyecektin diye konuştu ve sonra bu kadar
heyecanlanma o genç kalbine yazıktır demeyi de ihmal etmedi.
Farmakoloji derslerimiz başlangıçta yine dışardan gelen hocamız Prof. Dr. Şükrü KAYMAKÇALAN anlatıyor-
du. Şükrü Bey çok ciddi ve disiplinli bir hocamızdı. Haziran’da bitirme sınavını Şükrü Hoca sözlü yapmayı yeğledi.
Sözlü sınavlarda heyecan zaten biraz daha fazla oluyordu, sınava girip de kısa sürede dışarı çıkarak kaldım
diyenlerin sayısı artınca heyecan da bir kat daha artıyordu. Sınava ikişer ikişer giriyorduk. Benim birlikte girdiğim
arkadaşımın soyadı KARINCAOĞLU idi. Şükrü Hoca arkadaşıma madem soyadın KARINCAOĞLU, söyle bakalım
karınca asiti nedir diye sorusunu sordu. Arkadaştan yanıt gelmiyor, Şükrü Hoca bunu bilemezsen olmaz deyip onu
dışarı çıkardı. Genelde birinin bilemediği soru diğerine soruluyordu ve sorunun cevabını ben de bilmiyordum. Tam
başarısız olarak dışarıya çıkmaya hazırlanıyordum ki hocanın yanındaki asistan kendisine bir şeyler sordu, konu
değişti ve bana başka soru soruldu, ben cevap vererek durumu kurtardım. Bu bana çok keyif veren bir anımdır.
Mikrobiyoloji derslerimizi başlangıçta Uzman Dr. Sait ÇALIK vermeye başlamıştı. Dersleri Birinci Beyler sokağındaki
Verem Savaş Dispanserinin üst katındaki ufak çaplı konferans salonunda anlatıyordu. Bu salon sonraki yıllarda da
1...,469,470,471,472,473,474,475,476,477,478 480,481,482,483,484,485,486,487,488,489,...582
Powered by FlippingBook